DİLŞAD AKÇAYÖZ HEYKEL SERGİSİ


Kapılarını genç sanatçılara özelliklede heykel alanında gönül vermiş gençlere açık tutan Galeri Selvin ikinci galerisinde Ocak ayında heykeltıraş Dilşad Akçayöz’ün ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapacaktır. 

1989 İstanbul doğumlu Akçayöz, 2009 yılında Marmara Üniversitesi Heykel Bölümü Lisans eğitimine başlamıştır. 2015 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Ana Sanat Dalı Yüksek Lisan Eğitimine başladı.

Çeşitli sempozyumlarda yer alan sanatçı birçok karma sergiye katılmıştır.

İstanbul’da Ziyattin Nuriev ve kendi atölyesinde çalışmalarını sürdürmektedir.
GALERİ SELVİN 2
Bebek Arnavutköy Cad.
(1. Cadde) 20A
Arnavutköy Beşiktaş İstanbul
Tel: 212.263 74 82
selvincg@gmail.com
www.galeriselvin.com

Galerimiz Pazar ve Pazartesi günleri hariç 11:00 – 19:00 saatleri arasında açıktır.

DİLŞAD AKÇAYÖZ’ÜN HEYKELLERİ ÜZERİNE ÖZNEL BİR BAKIŞ AÇISI

Heykel sanatı genelde “Antikite” ve dinsel motifli bir temele dayanır. Bireyin yaşadığı coğrafyanın gelenekleri, inançları, yaşam biçimi, kişisel kültür düzeyi, sosyal-politik olaylar onu kendi yörüngesine alır ve orada biçimlendirir. Sanatçı bu geniş çerçevede kendini geliştirir, ürünlerine duygularını da katarak, bu kez daha farklı biçimler/motifler arayışına başlar.

Bireyin özündeki “Arketipler” ve varoluşsal süreçler nedeniyle, yeni sanat akımları kendini gösterir. Heykel bu ortaya çıkışların tamamından beslenir, kendini yeniler, birçok sanat dalına da etki eder. Auguste Rodin, heykel sanatıyla ilgili şunları söyler.
“Benim yürüdüğüm alan tarihin en eski antik devirleridir. Geçmişi bugüne bağlamak istiyorum; bellekte kalan anılara geri dönmek, onları yargılamak ve eksiklerini tamamlayabilmek. Semboller insanlığa yol gösterir, onların yalanı yoktur.


Dilşad Akçayöz, heykel sanatında sembol-imge birlikteliğini, antik dönemden günümüze uzanan süreçte, insanın karşılaştığı tüm deneyimlerin temeline indirgiyor. Burada bir tür “Flashback” tanımsallığı söz konusudur. Eserlerin soyut ve fiziksel gösterimleri tipolojik bir yadsınmanın ötesinde, özne-süje sürekliliğine yöneliktir. Biçim arayışları düşünsel temelde sağlam ve tutarlı bir yorum yansıtmaktadır. Heykellerin birçoğunda “Frontal” bir duruş söz konusudur.Genç sanatçı, yatay heykel yerine bir kaide üzerinde duran, dikey figürleri yeğlemiştir.


Bireyin “dönüşüm”, etik değerler, yaşam koşulları arasında kendince bir yol izlemesi gerekmektedir. D. Akçayöz, bu süreyi biçimsel açıdan değil, duyguları sembolize eden içsellik aktarımı üzerinden göstermektedir. “Amnezi” ve “Disosiyatif Amnezi” gibi yaşamın kırılgan dönemeçlerinde, bireyin bilinç dışı istemleri, bellek yitimi ve tinsel bunalımları ortaya çıkar.

Tüm bunlar sanatsal bir istenç dâhilinde gösterimsel bir yorumla sembolize edilir. DilşadAkçayöz’ün, yaptığı heykellerde özneye bir “değer” yüklediğini söyleyebiliriz. İnsanın primitif bir içsellik olacak kadar, soyut dışavurumculuk gibi etki-tepki duygulanmaları nedeniyle, sembolize edilen tinselliği söz konusudur. Dilşat Akçayöz, böylesine kalın katmanlar altında gizlenmiş olan içe dönük duygu kırılmaları, insanın tarihsel süreçteki deneyimleri, bedensel yapının dış görünümü kadar tinselliğindeki “öze” yönelik çalışmaları ileriye dönük anlamda umut vericidir.Ancak yakın gelecekte eserleriyle ilgili ortak bir “dil” oluşturması önemlidir. Uyguladığı teknik beceri, soyut çalışmalar çeşitlilik olarak algılansa da, özgün bir ortak “dil” kendisinin gelişimi açısından da gereklidir.


Sanatçının bazı heykellerinde izleyenin bakış açısına göre bir boyut (görüş açısından kaynaklanan) farklılığı vardır. Sözgelimi, bir nesneye çok yakından bakarsanız, ancak size yakın olan kısmını daha net görürsünüz. Diğer kısımlar ise küçülür ve sizden uzaklaşır gibi olur. Özellikle resim sanatında kullanılan “Rakursi” terimi, heykel sanatında da kısmen geçerlidir. D. Akçayöz’ün yere çömelmiş insan figürlü heykellerinde, izleyenin bakışı ile orantısal olarak bu terim karşımıza çıkmaktadır.

Sanatçın bu tür teknikleri kullanması, soyutun bozulmadan heykele gösterimsel anlamda dönüşmesi, el becerisi kadar yaratıcılığını da içermektedir. Sanatçının bazı çizimleri, yere çömelmiş heykelde olduğu gibi, “Ekorşe” anlayışını yansıtan bir teknik vardır. Bedenin kas yapısına yönelik bu teknik sayesinde, derinin yüzülmüş olarak betimlenmesi Leonardo Da Vinci’nin çizimlerinde ilk olarak ortaya çıkmıştır. D. Akçayöz ise bu tür çizimleri göreceli olarak yapmaktadır.
Bireyin içe dönüklük, problematik kaygıları ve hezeyanları nedeniyle, kendi gerçeğini aramaya yönelmesi kaçınılmazdır. Sanatçı böyle bir çatışkı-ikilem arasında kalan, merak ve arayış içindeki insanın bilişsel süreçteki A priori tanımsallığı ile A posteriori sonuçsallığı arasındaki-incecik çizgideki- yolculuğa yönelmiş diyebiliriz. Genellikle mermer ağırlıklı çalışmalarında, sanatçının felsefi disiplin içinde soyut ve anatomik arasında bağlantı kurarak yaptığı heykeller dikkat çekicidir. Bazılarında fantastik soyutlama diyebileceğimiz, bellek ile bilinç arasında oluşan sürecin yapılandırılmasında, sembolize edilen ahlaki ve sanatsal değerler hemen göze çarpmaktadır.

Sanatçı genel anlamda geometrik soyutlamalar yerine, bedensel tanımlamalarda uyumlu ve yumuşak translar kullanmıştır. Figürlerin “Corpus” ağırlıklı olması, sanatçının “Provenansa” ağırlıklı bir düzen ve sistem temasından doğmaktadır. İnsanın en başından günümüze kadar fiziksel ve anatomik bedeni, çevresel koşulların/gelişen duyguların/sosyal olayların etkisiyle bir değişim göstermiştir.

Yorum Yap

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>